bos

Apollonia

Apollonia bir beyin oturduğu müstahkem kalelerden birisidir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre M.Ö. IV. Yüzyıla varlığı bilinen Apollonia’ da, Aperlai vasıtasıyla Lykia Birliğinde temsil ediliyordu. Şehir L harfine benzeyen bir kayalığın üzerine kurulmuştur. Akropolü çevreleyen surlardan kuzey ve batı yönündekiler oldukça iyi bir şekilde günümüze gelebilmişlerdir. Yeşillikler arasındaki lahitler sanki tarihi doğayı kaynaştırmış gibidir. Günümüze ulaşan kentin kalıntıları akropoldedir. Akropolü kuşatan surlar kuzeyde ve batıda oldukça iyi durumdadır. Surların taşlarının bazıları rektogonal olup dış yüzleri tümüyle düzeltilmeyerek kabaca bırakılmıştır. Surların içerisindeki kale Bizans dönemine aittir. Ayrıca yine bu döneme ait bir de kilise kalıntısı vardır. Kilisenin kuzey-batısındaki yamaçta küçük bir tiyatrodan arta kalan izler dikkati çekmektedir. Tiyatronun kuzey-doğusunda büyük olasılıkla Rum döneminde yapılmış bir hamam kalıntısı vardır. Apollonia’dan günümüze gelen en belirgin örnekler nekropol alanı ile kentin çevresindeki mezar anıtlarıdır. Anıtsal mezarlar tiyatronun doğusu ile İç Kale’nin kuzey-doğusundadır. Burada benzerlerine Likya’da pek az rastlanan altı tane sütunlu veya direkli mezarlarla karşılaşılmıştır. Aynı şekilde Ksanthos’da da direkli mezarlar varsa da onlar lahitlerin üzerine işlenmiştir. Buradaki sütunlar ise kayalara oyulmuştur. Nitekim diğerlerinden çok daha görkemli bir mezarın bir Hereeon (kahramana ait mezar) olduğu düşünülebilir. Akropolün eteklerinde ise ovaya doğru Roma mezarları ile karşılaşılmıştır. “Bugün antik kentin kalıntıları Hamidiye köyü ilerisindeki Yağcılı Çayı’nın kenarında, Asartepe üzerinde çevreye dağılmış durumdadır. Yaklaşık 150 m yüksekliğindeki tepe hem çok dik hem de kayalıktır. Tepe üzerindeki düzlükte ise çok az da olsa bazı temel izleri dikkati çekmektedir. Bunun dışında Apollonia’dan günümüze hemen hemen hiçbir kalıntı gelmemiştir. Ancak yörede çok sayıda çanak, çömlek ve pişmiş toprak parçalarına rastlanmakta oluşu buradaki bir yerleşime işaret etmektedir. Yalnızca Yağcılı Çayı üzerinde ortaçağ’dan kalma bir köprü dikkati çekmektedir.” Hellen dilinde Apollon’un yurdu veya memleketi anlamında kullanılan bu sözcük ile tanımlanan, Anadolu’da bazı küçük kentler daha vardır. Psidia’da, Uluborlu’da, Mysia’da, Apollon gölündeki adacıkta, Lydia’da Buldan yakınlarında, Lykia’da Kılınçılı köyü batısında ve Karya’da Medet köyündeki yerleşim alanları diğer örneklerdir. Strabon: “ovadan ve kentten doğuya doğru giderken yüksekçe bir yerde kurulmuş Mysia kenti” diye söz etmiştir. Apollonia’nin geçmişi ile ilgili yeterli bir bilgimiz yoktur. Xenephon, Anabasis isimli eserinde buraya değinmiştir. Buna dayanarak kentin M.Ö.400 yıllarında var olduğunu söyleyebiliriz. Bugün antik kentin kalıntılarını Hamidiye köyü ilerisindeki Yağcılı çayının solundaki Asar tepe üzerinde çevreye dağılmış durumdadır. Yaklaşık 150 m. yüksekliğindeki tepe hem çok dik hem de kayalıktır. Tepe üzerindeki düzlükte ise çok az da olsa bazı temel izleri dikkati çekmektedir. Bunun dışında Apollonia’dan günümüze hemen hemen hiçbir kalıntı gelememiştir. Ancak yörede çok sayıda çanak çömlek parçalarına rastlanmakta oluşu, buradaki bir yerleşime işaret etmektedir. Yalnızca Yağcılı çayı üzerinde Orta Çağdan kalan bir köprü kalıntısı dikkati çekmektedir

 

Seyahat acentacılığı faaliyetleri; Kültür ve Turizm Bakanlığı 5011 belge numaralı A Grubu Patera Turizm Seyahat Acentası tarafından yapılmaktadır.

LİDOSK

Lykia İzcilik ve Doğa Sporları Kulübü Derneği

Arama Yap

Neler Yaptık